Rusya Federasyonu Türkiye Büyükelçiliği
Tel.: +90-312-439-21-83 ( 9:00 - 12:00 )
/

“Büyük Anavatan Savaşı’nın Başlangıcının 80. Yılı” Sergisi

22 Haziran 2021’de, 26 milyondan fazla yurttaşımızın hayatını kaybettiği, dünya tarihindeki en kanlı ve en acımasız savaş olan Büyük Anavatan Savaşı’nın başlangıcından itibaren 80 yıl geride kalacak. Alman faşist işgalcilerine karşı mücadelede en zorlu sınavlardan ve yokluk dönemlerinden geçen Sovyet halkı, anavatanını savundu, Avrupa devletlerini özgürleştirdi ve dünyayı ölümcül Nazizm ideolojisinden kurtardı. Sovyet askerlerinin bu eşsiz başarısı, sonsuza dek dünya tarihindeki yerini aldı.


Moskovalılar, Sovyet hükümetinin Nazi Almanyası’nın Sovyetler Birliği’ne yaptığı hain saldırıyla ilgili duyurusunu radyodan dinliyor 

Fotoğrafın sahibi: Evgeny Ananievich Khaldey, Çekim yeri: Мoskova, Çekim tarihi: 22 Haziran 1941, Rusya Sinema ve Fotoğraf Belgeleri Devlet Arşivi


2. Dünya Savaşı’nın derin nedenleri pek çok açıdan Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra alınan kararlardan kaynaklanıyor. Versay Barış Antlaşması, Almanya için derin haksızlığın simgesi haline geldi. Bu anlaşma, ülke için soygun anlamına geliyordu, zira Batılı müttefiklere, ekonomisini tüketecek dev tazminatlar ödeme zorunluluğuyla karşı karşıya bırakılıyordu.

Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli sonuçlarından biri Milletler Cemiyeti oldu. Fakat muzaffer güçler İngiltere ve Fransa’nın hâkimiyetindeki Milletler Cemiyeti, etkisizliğini sergileyerek boş konuşmalar deryasında boğuldu. Sovyetler Birliği’nin eşit haklara dayanan bir kolektif güvenlik sistemini kurma yönündeki sayısı çağrılar Milletler Cemiyeti ve genel olarak Avrupa kıtası tarafından duyulmadı. Milletler Cemiyeti dünyanın farklı bölgelerinde çatışmaları da önleyemedi, misal İtalya’nın Etiyopya’ya saldırısı, İspanya’daki iç savaş, Japonya’nın Çin’i işgali, Avusturya’nın ilhakı. Hitler ve Mussolini’nin yanı sıra İngiltere ve Fransa liderlerinin de katıldığı Münih komplosu sonucu, Milletler Cemiyeti’nin tam onayıyla Çekoslovakya parçalandı. 

Çekoslovakya’nın parçalanmasında, Almanya’nın yanında Polonya da yer aldı. Bu ülkeler, Çekoslovakya’nın hangi bölgelerinin kime kalacağına önceden ve birlikte karar verdi. 20 Eylül 1938’de, Polonya’nın Almanya Büyükelçisi Jozef Lipski, Polonya Dışişleri Bakanı Jozef Beck’e Hitler’in şu vaatlerini bildiriyordu: 'Polonya’nın Teschen’deki çıkarları zemininde, Polonya ve Çekoslovakya arasında çatışmanın çıkması durumunda Reich yanımızda yer alacak.' Hatta Nazi elebaşı, Polonya’nın eylemlerinin ancak 'Almanlar Südet dağlarını ele geçirdikten sonra… takip etmesi' yönünde tüyo veriyordu, tavsiyelerde bulunuyordu.





Polonya’nın Almanya Büyükelçisi Y. Lipskiy’in Polonya Dışişleri Bakanı Y. Beck’e raporu. 20 Eylül 1938’de Adolf Hitler ile yapılan ve Polonya’nın Çekoslovakya topraklarını (Silezya ilçeleri, öncelikle Cieszyn bölgesi) ele geçirmesi konusunun ele alındığı görüşmenin sonucunda ortak eylemler konusunda anlaşmaya varıldı.

 O dönemde SSCB, Çekoslovakya ile yakın işbirliğini destekliyordu ve 16 Mayıs 1935 tarihli yardımlaşma anlaşmasına göre gerekirse müttefikinin yardımına koşmaya hazırdı.



Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi Politbürosu’nun Fransa’nın müttefiklik yükümlülüklerini yerine getirmesi durumunda SSCB tarafından Çekoslovakya’ya yardım sağlanmasına ilişkin karar taslağı, 20 Eylül 1938, Rusya Devlet Sosyal ve Siyasi Tarihi Arşivi

Bununla birlikte SSCB’nin Çekoslavakya Cumhuriyeti’ne askeri yardım sağlama yükümlülüklerinin yerine getirilmesi, ortak sınırların bulunmaması nedeniyle zora girdi. Polonya, Kızıl Ordu birliklerinin topraklarından geçişine kesinlikle karşıydı.

(İndir) SSCB’nin Fransa Yetkili Temsilcisi Y.Z. Surits’in Fransa Başbakanı E. Daladier arasında Fransız-Sovyet askeri-teknik işbirliğinin sorunları ve Almanya’nın Çekoslovakya’ya saldırması durumunda Polonya ve Romanya’nın tutumu hakkında yapılan görüşmeyle ilgili SSCB Dışişleri Halk Komiserliği’ne gönderilen şifreli telgrafı, 25 Mayıs 1938, Rusya Dışişleri Bakanlığı Tarihi Belgeler Dairesi Rusya Federasyonu Dış Politika Arşivi

29 Eylül 1938’de Münih’te Almanya, İngiltere, İtalya ve Fransa hükümet başkanlarının katıldığı uluslararası konferansın açılışı yapıldı. Adolf Hitler’in ısrarı üzerine, dört ülkenin liderleri tarafından kaderi tayin edilen Çekoslovakya’nın temsilcileri müzakerelerin dışında bırakıldı. SSCB’nin temsilcileri Münih’e hiç davet edilmedi ve bu durum, Moskova’yı büyük Avrupa siyasetine katılmaktan tecrit etme girişimi olarak görüldü.


Münih Anlaşması koşullarının istişaresi. 29 Eylül 1938 Kaynak: Rusya Sinema ve Fotoğraf Belgeleri Devlet Arşivi

Müzakereler sonucunda 30 Eylül 1938’de, Alman birliklerinin Çekoslavakya Cumhuriyeti’nin Südet Bölgesi’ni işgal etmesine imkan veren ve Çekoslovak hükümetinin Polonya ve Macaristan’ın toprak taleplerini üç aylık süre zarfında yerine getirme yükümlülüğünü öngören Münih Anlaşması imzalandı. İngiltere ve o dönemde Çeklerin ve Slovakların başlıca müttefiki olan Fransa, garantilerden vazgeçerek Doğu Avrupa’nın bu ülkesini kaderine terk etmeyi tercih etti. Sadece yalnız bırakmak değil Nazilerin doğu yönündeki emellerini yönlendirdiler, hedefleri Almanya ve Sovyetler Birliği’nin kaçınılmaz olarak çatışmaya girmesi ve birbirini tüketmesiydi.


N. Chamberlain 29 Eylül 1938’de Münih Anlaşması’nı imzalarken, Münih, 29 Eylül 1938, Fotoğraf: film kadrajı, Rusya Sinema ve Fotoğraf Belgeleri Devlet Arşivi




E. Daladier 29 Eylül 1938’de Münih Anlaşması’nı imzalarken, Münih, 29 Eylül 1938, Fotoğraf: film kadrajı Rusya Sinema ve Fotoğraf  Belgeleri Devlet Arşivi

Konferansın sona ermesinin ardından İngiltere Başbakanı, aynı gün, 30 Eylül 1938’de Hitler ile bir görüşme daha talep etti. Görüşme, Alman Führer’in Münih’teki dairesinde yer aldı. Bu toplantı sırasında Chamberlain’in inisiyatifiyle İngiliz-Alman Deklarasyonu imzalandı. Belgede, tarafların Avrupa’da barışın pekiştirilmesine katkıda bulunmak için birbirleriyle savaşmama ve tüm ihtilaflı konuları istişareler yoluyla çözme taahhüdü yer alıyordu.


İngiltere Başbakanı N. Chamberlain, Almanya Reich Şansölyesi A. Hitler ve kişisel tercümanı P. Schmidt, İngiliz-Alman anlaşmasıyla ilgili bir görüşme sırasında, Rusya Sinema ve Fotoğraf Belgeleri Devlet Arşivi


İngiliz-Alman Saldırmazlık Deklarasyonu, Rusya Sinema ve Fotoğraf Belgeleri Devlet Arşivi


Münih komplosu, Sovyet Birliği'ne, Batı ülkelerinin güvenlik sorunlarını onun çıkarlarını dikkate almadan çözmeye çalışacağını, fırsat olunca da Anti-Sovyet cephe oluşturabileceğini gösterdi. “Kolektif güvenlik” politikası konsepti, yıkıcı bir darbe aldı. 



Alman piyadeleri Çekoslovakya’ya giriyor, 1 Ekim 1938, Rusya Devlet Askeri Arşivi  



Polonyalı piyadeler, Çek kasabası Trinec’te, Rusya Sinema ve Fotoğraf Belgeleri Devlet Arşivi

6 Aralık 1938’de Alman Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop, Fransız-Alman Saldırmazlık Deklarasyonu’nun imzalandığı Paris’e geldi. Özünde bu, Fransa'nın Hitler'in “ellerini çözdüğü” ve ona Alman savaş makinesinin Doğu Avrupa’daki planlarını uygulama fırsatı verdiği anlamına geliyordu.

 

Fransız-Alman Deklarasyonu 6 Aralık 1938. Almanya Dışişleri Bakanı Joachim von Ribbentrop basın açıklaması yapıyor, yanındaki Fransa Dışişleri Bakanı J. Bonnet, Paris, 6 Aralık 1938, Rusya Sinema ve Fotoğraf Belgeleri Devlet Arşivi



Fransız-Alman Saldırmazlık Deklarasyonu, Rusya Sinema ve Fotoğraf Belgeleri Devlet Arşivi 

1939’da Nisan sonu Mayıs başından itibaren üst düzey Alman liderliği, Alman-Sovyet ilişkilerini iyileştirmek için girişimlerde bulunmaya başladı. Bununla birlikte Sovyetler Birliği, Batı ülkelerinin ikiyüzlü duruşuna rağmen, Hitler karşıtı koalisyonu kurmak için son ana kadar her fırsatı kullanmaya çalıştı. Sovyetler yönetimi, istihbarat servislerinden 1939’daki İngiltere-Almanya temaslarıyla ilgili ayrıntılı bir bilgi elde etti. Dikkat çekiyorum: bu temaslar oldukça yoğundu, üstelik neredeyse Fransa, İngiltere ve Sovyetler Birliği temsilcilerinin üçlü görüşmeleriyle aynı anda yapılıyordu. Ayrıca Batılı partnerler bu üçlü görüşmeleri kasıtlı olarak geciktiriyordu


Moskova’daki Leningrad tren istasyonunda İngiltere ve Fransa’nın askeri misyonlarının karşılanması, Rusya Federasyonu Dış Politika Arşivi

İngiliz ve Fransızlardan farklı olarak Sovyet heyetinin başında Kızıl Ordu’nun üst düzey yöneticileri vardı, onlar 'Avrupa’da saldırganlığa karşı İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği tarafından askeri savunmanın organizasyonu ile ilgili askeri anlaşmayı imzalamak' için gereken tüm yetkilere sahiplerdi.


SSCB Savunma Halk Komitesi’nin ve Sovyet Askeri Komisyonu Başkanı K.E. Voroshilov’un Moskova’daki İngiliz-Fransız-Sovyet askeri müzakerelerindeki yetkileri, Rusya Federasyonu Dış Politika Arşivi

Sovyet tarafına herhangi bir taahhütte bulunmak istemeyen Polonya, müzakerelerin başarısız olmasında rol oynadı. Polonya yönetimi, Batılı müttefiklerin baskısı altında bile Wehrmacht’la mücadelede Kızıl Ordu ile işbirliği yapmayı reddetti.

(İndir) SSCB Dışişleri Halk Komitesi Başkanı M.M. Litvinov’un SSCB’nin Almanya Yetkili Temsilcisi A.F. Merekalov’a gönderdiği, dört ülkenin deklarasyonu imzalamadığına, SSCB’ye yönelik İngiliz-Fransız politikasına ve İngiltere hükümetinin Polonya’ya garantiler verildiğine dair açıklaması nedeniyle Alman hükümet çevrelerindeki yaklaşımlara ilişkin mektup, 4 Nisan 1939, Rusya Dışişleri Bakanlığı Tarihi Belgeler Dairesi Rusya Federasyonu Dış Politika Arşivi

13 Temmuz 1939’da, SSCB’deki Fransız askeri ataşesi Palace, Daladier’e Doğu Avrupa’daki stratejik durum ve bunun SSCB hükümetinin İngiliz-Fransız-Sovyet yardımlaşma anlaşmasının imzalanması konusundaki tutumu üzerindeki muhtemel etkisi hakkında bir açıklama notu sundu.

“Polonya, Çekoslovakya’ya yapıldığı gibi müttefikleri Fransa ve İngiltere’den tamamen tecrit edilmiştir. Bugün itibarıyla kendi özgür iradesiyle, topraklarından herhangi bir askeri birliğin geçmesini reddederek etkili Sovyet askeri yardımından mahrum kaldı... Giderek daha net bir şekilde görüyorum ki, bu düşünceler hem Sovyet askerlerinin hem de dış politikası her geçen gün daha açık bir şekilde Rus devletinin çıkarlarını korumayı amaçlayan Sayın Stalin’in gözünden kaçmadı. Askeri anlaşmalarla desteklenmedikleri ve görünüşe göre biz, karargahın [temsilcilerinin] sıradan üçlü toplantılarından bile sürekli kaçındığımız için 1938’de Fransa ve Çekoslovakya ile bulunan yardımlaşma anlaşmalarının sadece bir kağıt parçası olarak kaldığına tanıklık eden SSCB bugün kesinlikle aynı hataları yapmayacaktır.

Mevcut müzakerelerin başlamasından önce de olmak üzere, bunu defalarca dile getirdiği gibi SSCB, başarısına inanmak ve kendi güvende hissetmek için [ortak] eylemleri yeterince hazırlanmış ve mutabık kalınmış bulması durumunda ancak askeri soruna tatmin edici bir çözüm bulunması koşuluyla, kendisini Almanya’nın saldırısına maruz bırakmayı kabul edecektir.

Müzakereler sırasında ortaya çıkan ihtiyat ve güvensizlik, ancak saldırganlık durumunda her birinin sorumluluklarını belirleyen sarih anlaşmalar yapılırsa ortadan kalkacaktır.

Askeri sorunu inceleyen SSCB’nin, belirtilen tüm hususlara rağmen doğu cephesinin zorluğunu, dayanıklılığını güvenilir bir şekilde pekiştiren askeri mutabakatlar temelinde bir anlaşmanın yapılabileceğine ikna olmaması halinde, bundan sonra bir siyasi anlaşma imzalamayı ve uygulamayı kabul edeceğini sanmıyorum.”

General Palace, “saldırganlığı durdurmaya ve belki de savaştan kaçınmaya gerçekten muktedir bir güç grubu oluşturmak amacıyla Rusya ile bir ittifak” kurmak uğruna hükümetine somut askeri ve siyasi eylemlerde bulunma çağrısı yaptı. Açıkçası, fikrinin dikkate alınacağına pek inanmayan Palace, açıklama notunu aşağıdaki karamsar öngörüyle sonlandırdı: “Son olarak şunu da eklemek isterim ki, bir an önce anlaşmaya varamazsak, SSCB’nin tarafsız bir bekle-gör tutumu takınarak önce kendi kendini tecrit edeceğini ve ardından Almanya’yla Polonya ve Baltık ülkelerinin bölünmesini öngören bir anlaşmaya varacağını oldukça olası görüyorum.”

(İndir) SSCB’deki Fransız askeri ataşesi O.-A. Palace’ın Doğu Avrupa’daki stratejik durum ve bunun SSCB hükümetinin İngiliz-Fransız-Sovyet yardımlaşma anlaşmasının imzalanması konusundaki tutumu üzerindeki muhtemel etkisi hakkındaki açıklama notu (stratejik altyapı tesislerinin bir haritası da eklenmiştir). 13 Temmuz 1939, Rusya Devlet Askeri Arşivi

Varşova’daki Fransız askeri ataşesi Moosa’nın Fransa Başbakanı Daladier’e sunduğu raporu okursanız, birçok şey netleşir. Moosa, özellikle, Polonya Genelkurmay Başkanlığı’nı Moskova ile yürütülen askeri müzakereler hakkında bilgilendirme ve onlara Rusların tekliflerini anlatma görevinin kendisine verildiğini yazıyor. Ruslar ise bir şart öne sürüyor: Polonyalılar, Almanlarla savaşmaları için Rusların topraklarından geçmelerine izin vermelidir.

Moosa, 17 Ağustos saat 21:00’da, Moskova'dan General Dumenko tarafından gizlice gönderilen Yüzbaşı Bofre’nin Varşova’ya geldiğini bildirdi: “Moskova’daki müzakerelerin gidişatı hakkında bana tüm faydalı detayları sözlü olarak iletti. Mesajlarından müzakerelerin durma noktasında olduğu anlaşılıyordu. Müzakereler neredeyse sonlandırılmıştı. Müzakerelerin yeniden başlaması, Polonya Genelkurmay Başkanalığı’nın olumlu yanıt vermesine bağlı ve nihayetinde zaman hızla akıp geçiyor ve bu süreç, 20 veya 21 Ağustos’tan daha sonrasına ertelenemez.”

Daha sonra ertesi gün Polonya Genelkurmay Başkanı General Stachiewicz ile görüştüğünü yazıyor. Stachiewicz, büyük bir dikkatle, sözünü kesmeden ve çok sayıda not alarak dinledi. Fransız ataşenin argümanların büyük bölümüne tek bir itirazda bulunmadı. “Ardından Rusların tekliflerine şaşırdığını ve güvenmediğini ifade etti.” Stachiewicz özellikle şunları söyledi: “Rusların gerçekten Almanlarla savaşmak istediğine inanamıyorum. Onlar, çatışmalara girmeyen tarafta oldukları için son derece rahatlar...” Uzun süre tartıştık, argümanlarımı bir kez daha ortaya koydum, Moskova’daki müzakerelerin başarısız olma tehlikesi konusunda da ısrarcı oldum. Bir çıkmazın içinde bulunmamıza üzülerek buna itiraz etmedi. Rusların teklifinin kabul edilmesine gelince, ona son derece karamsar bakıyordu... Stachiewicz: “Ruslar topraklarımıza girerse, orada kalırlar. Polonya kazanmış olsa bile, topraklarının bir kısmını kaybeder.” Son tahlilde şöyle yazdı: Böyle bir karar benim yetkilerimin dışında kalır.

Ertesi gün, 19 Ağustos’ta yine aynı şey oldu. Tek yeni olan bir şey İngiliz askeri ataşesinin de katılması. Polonyalılar, Sovyet birliklerinin topraklarından geçmesine izin vermeyi bir kez daha kesinlikle reddetti. Bu uzun diyalogların anlamı şu: Siz ve biz medeni insanlarız ama Ruslara güven olmaz. Üçüncü görüşme 20 Ağustos’ta yapıldı ve yine aynı sonuç ortaya çıktı.

Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı’nın yakında imzalanacağına ve Ribbentrop’un 23 Ağustos’ta Moskova’ya yapacağı ziyarete ilişkin Alman Enformasyon Bürosu basınında yer alan açıklama, Varşova’da bomba etkisi yarattı.

Özet: O dönemdeki Polonya liderliği, Kızıl Ordu ve Sovyetler Birliği ile hiçbir müttefiklik taahhütleri veya normal ilişkiler istemiyordu. Liderlik, bunun üstesinden kendi başına gelebileceğini düşünüyordu. Fransızlar ve İngilizlerin de yardım edeceğini düşünüyordu.

Fransız büyükelçi, 23 Ağustos’ta Varşova’da Beck’e (Polonya Dışişleri Bakanı) karşı ani bir diplomatik girişimde bulundu. Bakan bocalamış gibiydi ancak yanıt için süre talep etti. 23 Ağustos’ta gündüz saatlerinde yeni bir görüşme yapıldı. Bu ikinci görüşmede Beck taviz verdi, Polonyalıların Sovyet birliklerinin girmesinden duyduğu derin hoşnutsuzluğu bir kez daha göstermeyi ihmal etmedi. Beck, aşağıdaki ifadeyi kabul etti: “Bizler (yani Polonyalılar, Fransızlar ve İngilizler), Alman saldırganlığına karşı ortak eylemde bulunmamız halinde, belirlenecek teknik şartlar altında Polonya ve SSCB arasında işbirliğinin ihtimal dışı tutulmadığı (mümkün olduğu) konusunda mutabakat sağladık.” Ancak artık çok geçti.

(İndir) Fransa’nın Polonya Askeri Ataşesi F. Moosa’nın Fransa Başbakanı E. Daladier’e sunduğu, Polonya’nın ortak bir anti-faşist direniş cephesinin kurulmasıyla ilgili İngiliz-Fransız-Sovyet askeri müzakerelerinin gidişatı ve sonuçları üzerindeki etkisi hakkındaki raporundan, 24 Ağustos 1939, Rusya Devlet Askeri Arşivi

Yukarıda belirtilen koşullar, Sovyetler Birliği’nin 23 Ağustos 1939’da Almanya ile Saldırmazlık Paktı imzalamasına yol açtı. SSCB bunu fiilen Avrupa ülkelerinin sonuncusu olarak, üstelik, batıda Almanya ile ve Khalkhin Gol nehri üzerinde halihazırda yoğun muharebelerin yaşandığı doğuda Japonya ile olmak üzere iki cephede savaşmaya yönelik gerçek bir tehlikenin bulunduğu koşullarda yaptı.

Oluşan bu durumda Sovyetler Birliği, Almanya ile Saldırmazlık Paktı imzaladı ve Avrupa ülkeleri arasında bunu yapan son ülkelerden biri oldu. Üstelik, batıda Almanya ve Khalkhin-Gol nehri üzerinde halihazırda yoğun muharebelerin yaşandığı doğuda Japonya ile olmak üzere iki cephede savaşmaya yönelik gerçek bir tehlike bulunmasına rağmen. 

Alman saldırısı, Blitzkrieg doktriniyle tam uyum içinde gelişti. Polonya ordusunun sert, kahramanca direnişine rağmen, savaşın başlamasından bir hafta sonra, 8 Eylül 1939’da Alman birlikleri Varşova’nın eteklerine gelmişti.

Polonya’nın askeri-politik eliti, 17 Eylül’e gelindiğinde işgalcilere karşı savaşmaya devam eden halkına ihanet ederek Romanya topraklarına kaçtı.

Batılı müttefikler Polonya umutlarını gerçeğe dönüştürmedi. Almanya’ya savaş ilan edildikten sonra Fransız birlikleri Alman topraklarının sadece yirmi-otuz kilometre derinliğine kadar ilerledi. Tüm bunlar, sadece aktif bir gösteri gibi görünüyordu. Ayrıca, 12 Eylül 1939’da Fransa’nın Abville kentinde ilk kez toplanan İngiliz-Fransız Yüksek Askeri Konseyi, Polonya’daki olayların hızla gelişmesi nedeniyle saldırıyı tamamen durdurmaya karar verdi.

Eylül 1939’un ilk günlerinde Polonya’ya yapılan saldırıdan hemen sonra, Berlin’in Moskova’yı askeri operasyonlara katılmaya ısrarla ve tekrar tekrar çağırdığının bilinmediği gibi.

Ancak Sovyet liderliği bu çağrıları görmezden geldi ve dramatik şekilde gelişmekte olan olaylara son fırsata kadar karışmayı düşünmedi. Ancak nihayetinde İngiltere ve Fransa’nın müttefiklerine yardım etmeye çalışmadığı ve Wehrmacht’ın tüm Polonya’yı hızla işgal edebileceği ve fiilen Minsk’e kadar ilerleyeceği anlaşıldığında, 17 Eylül sabahı Kızıl Ordu birliklerinin günümüzde Belarus, Ukrayna ve Litvanya topraklarının bir parçası olan doğu bölgelere ilerlemesine karar verildi.

Görünene göre, başka seçenek kalmamıştı. Aksi takdirde SSCB’nin riskleri katbekat artacaktı, zira tekrar etmek isterim ki, eski Sovyet-Polonya sınırı Minsk’in sadece birkaç on kilometre uzağından geçiyordu ve Nazilerle olası kaçınılmaz savaş, ülke için son derece olumsuz stratejik pozisyonda başlayacaktı.

Sovyetler Birliği’nin son fırsata kadar giderek şiddetlenen çatışmaya katılmaktan kaçınmaya çalışması ve Almanya tarafında olmak istememesi, Sovyet ve Alman birliklerinin gerçek temasının gizli protokolde belirtilen sınırların çok daha doğusunda gerçekleşmesine yol açtı. Taraflar, Vistül’de değil, henüz 1919’da Entente tarafından Polonya’nın doğu sınırı olarak önerilen Curzon hattında karşı karşıya geldi. Bilindiği gibi, halihazırda meydana gelen olaylarda ‘keşke’ demek zordur.

Bu arada Moskova yönetimi, karşısında uzlaşmaz ve acımasız bir düşman olduğunu ve halihazırda Nazizmle gizli bir savaş yapıldığını anladı.

Yaklaşık 30 devleti kendi yörüngesine çeken İkinci Dünya Savaşı, Haziran 1941’e doğru Sovyetler Birliği sınırlarına tamamen yaklaştı. Batı’da, o zamana kadar 12 Avrupa devletini işgal etmiş olan Nazi Almanyası ordusunu durdurabilecek hiçbir güç yoktu. Almanya için bir sonraki askeri-siyasi hedef, önemi bakımından ana hedef, Sovyetler Birliği’nin yenilgiye uğratılmasıydı.

SSCB ile bir savaş başlatmaya karar veren ve “yıldırım hızında olmasına” güvenen Alman liderliği, bunu 1941 kışına kadar tamamlamayı planlıyordu. “Barbarossa” planına uygun olarak, seçkin, iyi eğitimli ve silahlı birliklerden oluşan devasa bir donanma SSCB sınırlarının yakınına konuşlandırıldı. Almanya Genelkurmay Başkanlığı, aniden gerçekleştirilecek ilk saldırının yıkıcı gücüne, yoğun hava kuvvetlerinin, tankların ve piyadelerin ülkenin hayati önem taşıyan siyasi ve ekonomik merkezlerine hızlı şekilde hücum etmesine her şeyden çok güveniyordu.

Birlikleri toplama sürecini tamamlayan Almanya, 22 Haziran sabahı erken saatlerde, savaş ilan etmeden ülkemize saldırdı. Böylece Sovyetler Birliği’nin Alman faşist işgalcilerine karşı Büyük Anavatan Savaşı başlamış oldu.

Uzun süren 1418 gün ve gece sonunda SSCB halkları zafere ulaştı. Bu yol inanılmaz derecede zordu. Anavatanımız hem yenilgilerin acısını hem de zaferlerin sevincini eksiksiz bir şekilde öğrendi. Özellikle de başlangıç dönemi zor geçti.

 

Alman birliklerinin Grodno’ya girişi, Belarus SSC, Haziran 1941, Rusya Sinema ve Fotoğraf Belgeleri Devlet Arşivi


“Sovyetler Birliği, Çekoslovakya, Polonya, Yugoslavya ve Yunanistan'ın Alman faşist suçluları tarafından geçici olarak işgal edilen bölgelerindeki sivil nüfusa karşı işlenen suçların uzun listesi, en ayrıntılı raporda bile tüketilemez. Suçları planlayan ana suçlular ve bu suçları işleyen kişilerin kullandığı zalim, alçak ve titizlikle hazırlanmış yöntemlerde sadece en tipik olanları ayırt etmek mümkündür. Şu anda mahkumların banklarında bulunanlar, yüzbinlerce, milyonlarca suçluyu “vicdan adı verilen korkunç yaratıktan” kurtardı. Bu suçluları büyüttüler, onların cezalandırılmadığı bir ortam yarattılar ve kanlı köpeklerini barışçıl insanların üzerine saldılar. İnsanın vicdanı ve onuru ile alay ettiler. Ancak “gaz vagonlarında” ve gaz odalarında zulme uğrayanlar, paramparça edilenler, vücutları krematoryum fırınlarında yakılanlar ve külleri rüzgarda savrulanlar dünyayı vicdana davet etti. Artık, haince öldürülen milyonlarca masum insanın gömüldüğü yerlerin birçoğunun adını bile bilmiyoruz. Ancak gaz odalarının nemli duvarlarında, ölüm kalelerindeki infaz yerlerinde, hapishanelerdeki ve kazamatlardaki taş levhalarda, ölüme mahkum edilen insanların derin manevi acılarla dolu olan, intikam çağrısı yapan kısa kayıtlarını hala görebiliyoruz. Hayatta olanlar, ölmeden önce dünyayı vicdana davet eden, adalet ve intikam çağrısı yapan Alman faşist terörünün kurbanlarının duvara kazınan bu sesleri unutmasın.

Nürnberg Duruşmaları’ndaki SSCB Başsavcı Yardımcısı L.N. Smirnov’un sanıkların sivil halka karşı işlediği suçlarla ilgili konuşmasından. 19 Şubat 1946 Salı


Rusya Federal Arşiv Ajansı, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden 75 yıl sonra Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İçişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı ile birlikte, tümüyle işgal altındaki Sovyetler Birliği topraklarında Nazilerin gerçekleştirdiği vahşete adanmış bir internet projesi başlattı. Projeye buradan erişebilirsiniz: https://victims.rusarchives.ru/index.php/

Yerel sakinlerin Almanya’ya kaçırılması, (1941–1943), Rusya Federal Arşiv Ajansı











Kırım Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlı Canköy’ün kuzeydoğu kesimindeki atış hendeğinin açılmasına ve incelenmesine ilişkin özel komisyon tutanağı, 19 Mayıs 1944, Rusya Federal Arşiv Ajansı




SSCB Devlet Güvenliği Halk Komiseri Yardımcısı B.Z. Kobulov’un Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri A.S. Scherbakov’a sunduğu, Alman faşist birliklerin işgal sırasında Taganrog kentinde yaptıkları zulümler hakkındaki rapor notu, 15 Ekim 1943, Rusya Federal Arşiv Ajansı

Sergi, Vladimir Putin'in  kaleme aldığı ve 19 Haziran 2020’de yayınlanan “Büyük Zafer’in 75. Yılı: Geçmiş ve Gelecek Önündeki Ortak Sorumluluk” adlı makale baz alınarak hazırlanmıştır.